
Anaokulu ve İlköğretim’de uygulamalı
KARİKATÜR DERSLERİ
Uygulayan : Raşit Yakalı
Karikatür öğretilebilir mi, öğretilemez mi? Tartışması yıllar yılı sürüyor. Bir sergi açılışında üstat Cemal Nadir'e sormuşlar bu soruyu; o da "% 50 öğretilebilir, ama % 50 de kabiliyet gerekli" diye cevap vermiş. Kartal Ahmet Şimşek Eğitim Kurumları Genel Müdürü, gazetecilikten arkadaşım sayın Orhan Yorgancı: “Bu yıl okulumuzda ilk defa (2001- 2002 ders yılı) karikatürü ilk defa seçmeli ders olarak koyduk ve 40 yıllık bir çizer eğitim kökenli olman nedeniyle bu görevi senin üstlenmeni kararlaştırdık. Kurumumuzun sahibi sayın Ahmet Şimşek beyefendi ile birlikte -Eğer kabul edersen-“ diye benden ricada bulundu.
Ben de "Çarşaf Dergisi karikatür okulu adıyla (1980- 2002) bu işi 12 yıl süreyle her yaş gurubuna yapmış olduğum çalışmaları daha alt yaş guruplarına indirebilir miyiz acaba?" diye düşünüyordum o sıralar. "İndirebilirsek kaç yaşa kadar indirebiliriz" diye düşünüyordum. Amacım her yaş gurubuna karikatürü sevdirmek, tanıtmak sadece. Yoksa herkesi karikatürist yapmak değil. Deneme yanılma metodu ile bu işe soyunup uygulamalarımı not edip bir belge olarak gelecek kuşaklara sunabilirsem ileride yapılacak çalışmalara belki ışık tutabilirim diye düşündüm.
Donanımımın bu iş için yeterli olabilir diye düşündüm. Eksiklerimi de bir başka arkadaşım tamamlar ve çalışmalarımızdan belki bir sonuç alınır bunda benim de bir katkım olmuş olur diye düşündüm. Benden önce ya da sonra okullarda sırf faydalı olmak amacıyla karikatür kursları düzenleyen karikatürcü arkadaşlarım oldu. Sınıflardan karikatüre meraklı çocukları seçip hata sonları ikişer saatlik kurslar düzenleyerek karikatür çizimini öğrettiler ve öğretmeye devam ediyorlar ve de çok faydalı da oluyorlar. Onlar çalışmalarından kesin sonuçlar alıp yarışmalarda ödüller bile alıyorlar. Ben böyle yetenekli çocuklara değil de sınıfın hatta okulun tamamına derse girmek bütün çocukların derse katılımını istiyordum. Dedim ya amacım yalnız karikatür çizmeyi öğretmek değil, karikatürü tanıtıp sevdirmek, karikatür okumayı, yorumlamayı öğretirken çizmeyi de öğretmek ama zorlamadan, olduğu kadar. İçinden geldiği gibi, geldiği kadar. Bu yol doğru bir yol muydu? Bilmiyorum… Bu satırları yazdığımda aynı okulda yedinci ders yılımı dolduruyorum.
Yedinci yılın sonunda öğrencilerim beni heyecanla bekleyip karşılıyorlar "Karikatür öğretmenimiz geldiiii" diye sevgiyle kucaklayıp sınıflarına çekiyorlar, ders sonunda birinci sınıf öğrencileri “ Karikatür öğretmeniiim , yarın yine dersimiz var mııı? ,Nolur yarın yine geeeel” diye dersten çıkmak istemiyorlar. “Derslere bütün öğrenciler katılabiliyorlar mıydı?”diye bir soru olabilir. Başta “ Öğretmenimmmm ben yapamaaaam” diyen en miniklerin bile birkaç dakika içinde çizim, yorum olayına hemen katıldıklarına şahit oldum ve şunu da söylemeden edemeyeceğim. Hayatımda/ Öğretmenler gününde/ zorla bir hediyeyi kabul etim. Ettim çünkü hediyeyi veren anne çok ısrar etti, birinci sınıf öğrencisi kol kasları tam gelişmemiş olduğundan kalem tutmakta çok zorlanıyordu ama çocuk karikatür dersinde çok heyecanlanıyordu bu heyecanını evde de sürdürmüş bu durum annesinin dikkatinden kaçmamıştı. Yaptıklarım, yaşadıklarım ne kadar doğru, yanlış bilemiyorum ama yaşadıklarımı/yorumunu yetkilere ve sizlere bırakarak kısa kısa notlar ve çizim örnekleriyle sizlerle paylaşmak istiyorum. Karikatür sanatı adına yedi yılda bunlar yaşandı. Bana bu imkanı veren / Devamlı beni izleyen, kontrol eden kollayan /okul yönetimine ve eğitimci sayın Orhan Yorgancı beyefendiye, Ahmet Şimşek beyefendiye ve sınıflardaki derslerime bizzat katılarak bana destek olan sınıf öğretmenlerine ve de böyle bir çalışmada moralleriyle ayrıca destek veren okul resim öğretmenlerin, idare kadrosuna teşekkür ediyorum.
12 Eylül 2001
Sınıflarda formlar dağıtıldı. Öğrenciler seçme derslerini velilerine danışarak yaptılar.
19 Eylül 2001/Çarşamba
Derslerin Çarşamba günleri olmansa karar verildi. Bana da not defteri verildi ama bu sembolikti. Bana gösterilen bir sınıfta çocukları beklemeye başladım. Biraz sonra bir bayan öğretmen eşliğinde 16 öğrenci geldi. Onları sıralara rahat rahat oturttum. Güzel bir sayı..16 kişi.. Tam çantamı açıp malzemelerimi çıkarırken kapı çaldı..Aaa.. Bir gurup öğrenci daha geldi. Deminkiler 3. sınıflardı bu gelenler 4. sınıflarmış. Sıraları sıklaştırdık ama bir bölümü ayakta kaldı.Derken bir gurup daha, bir gurup daha…onlar da duvara dizildi.. sonuçta çocukları sıkış sıkış iki sınıfa sığdırabildik. Dört sının öğretmenleri de bana yardımcı olacaklardı. Zaman aynı- sınıf iki adet, ben bir kişi. İki sat ders yaptım bir sınıftan bir sınıfa koşarak. Kan ter içinde kaldım. Sınıf öğretmenleri de karikatürü çok seviyorlarmış, onlarda öğrenmek istediklerini söylediler. Ders anlatırken karikatürle anlatırız, daha iyi olur diye düşündüler.Harala gürele iki dersi bitirebildim. “Yaşasın kahkaha atacağız.” Diye girdikleri ilk karikatür dersinde karikatürün sadece kahkaha atmak olmadığını anlatmaya çalışmıştım. Sonuçta herkes memnundu bu tanışmadan..ama ben korkmuştum.Mevcut çok fazla kontrol zor oluyordu.her sınıftan 67 öğrenci. Özellikle minik öğrencilere karikatürün komiklik yapmak, soytarılık yapma sanatı değil de:
”Gülen düşünce” sanatı olduğunu hele hele bu gülen düşünceyi çizgi ile anlatma sanatı olduğunu öğrenmelerini sağlamak nasıl olacaktı. Bu ilk dersimizde patates ve salatalıktan gövdeler, soğan, mandalina başlar, kürdan kollarla vücudumuzu tanıtmıştım. Daha sonra genel Müdürüme ilk raporumu verdim.Manken öğrenciler üzerine kırmızı batlar çekip kemik yapımızı, eklem yerlerimizi anlatırken onları bir hayli eğlendirmiş, güldürmüş, kahkahalar attırmıştım ama….”Bu şartlarla verim alamam. Dedim. Okul yönetimi çözüm olarak, tiyatro ve toplantı salonunu önerdi.” Hem orada tepegöz de var, slaytlarla asetatlara çizeceğin çizimleri perdeye yansıtırsın.” Dedi.. Hemen asetat kağıtları alıp örnek çizimlerimi renkli kalemlerle çizdim.
26 Eylül 2001
Salonda hazırlıklarımı yaptım. Biraz sonra büyük bir gürültü ile çocuklar içeri doldular. Salonda iki piyano vardı. Hemen başına kümelendiler, çaldılar, çaldılar,sahnenin arkasına doluştular, zil çalınca öğretmenleri geldi. Çocuklar yerlerine oturdular. Daha sonra ilköğretim müdürü Ali bey in yaptığı güzel bir konuşma sonrası derse başladık.. Bu ikinci ders ile 28 Kasım arası 12 hafta geçti. Bu 12 hafta içinde çocuklar ile iyice kaynaştık, biri birimizi sevdik. Gürültü daha az seviyede de olsa yine de oluyordu. Öğrencilerime bu süre içinde temel çizim kurallarını, el, ayak çizimlerini, çalıştım. Dersin ikinci yarısında da bir konu belirleyip bütün öğrencilerin o konu ile ilgili bir karikatür çizmelerini /“Birlikte beyin jimnastiği yaparak./sağladım. Bol bol fotokopi doküman dağıttım. Bir derste bir öğrenciye 3-4 yaprak fotokopi dağıttığım oluyordu. Slayt gösterileri de büyük ilgi çekiyordu. “…Durun öğretmenim çizimimi henüz bitiremedim.”diye uyarılar alıyordum. Derslerin en hoşuma giden tarafı da sınıf öğretmenlerinin de öğrencilerle birlikte çizimlere katılmaları oluyordu. Her hafta sonu topladığım bütün çizimleri evde tek tek değerlendirip, yanlışlarını renkli kalemle işaretleyip küçük küçük düzeltme notları ve önerilerim ile ertesi hafta çocuklara geri veriyordum onlar da yanlışlarını görüp, düzeltip tekrar bana geri veriyorlardı.70- 80 kişiyle sınıfta tek tek ilgilenmem zor oluyordu. O yüzden bu şekilde mektuplaşma işi bize çok zaman kazandırıyordu. Ayrıca bu değerlendirmeleri yaparken en iyi beş çalışmayı seçiyor, onları sınıfta ilan edip, tek tek arkadaşlarına alkışlatıyor ve birer karikatür albümü hediye ediyordum. Bu uygulama onlara coşku veriyordu.

ALBÜM OKUMA ARAŞTIRMA
Bu süre içinde bana göre çok güzel bir başka uygulamam oldu.İlk 2. haftadan başlayarak evdeki kütüphanemde bulunan 96 adet karikatür albümümü numaralayıp son sayfalarını da bir çizelge ekledim.adım:….soyadım:….. Sınıfım.….No:….. Tarih:… İlk hafta her öğrenciye bir kitap verdim… Öğrenci kitabi alacak, bir hafta evde inceleyecek,annesine babasına kardeşlerine gösterecek,sonra çizelgeyi doldurup ertesi hafta bana getirecek ve bir yenisini alıp evine götürecek ..Bu şekilde yıl sonunda bütün kitapları kendisi ve ailesi incelemiş olacak. Bu şekilde bütün ev halkının da karikatür bilgileri artacaktı. Ben onlara hiçbir şey öğretemiş bile olsam, 96 karikatür kitabını şöyle bir göz ucuyla bile bakmaları benim için yeterliydi. Karikatür sanatı adına çok önemliydi. Albümlerin hepsi de kaliteli albümlerdi. Bu dersler bu kadarcık bir sonuçla bile amacına ulaşmış olacaktı. Yıl sonunda da o albümler okul kitaplığında kaldı Onlar evimde duracağına bir işe yaramış oldular. Arka sayfalarına ara sıra açıp bakıyorum ,bir sürü minik imza var.Ne güzel, ne iyi .. Bazen diyorum ki: Çark dönüyor, çok kişi “Karikatür” bile diyemiyor,” Karıkatur” hatta,” karakatır” diyenler var, benim çocuklarım doğrusunu biliyorlar..Bu bile önemli. Karikatürcüler derneğinden afişler getirdim. Salonun duvarlarına astık. Okulda tamamen orijinal karikatürlerden oluşan sergiler açtım, Çocuklar orijinal karikatür görsün diye. 10. hafta sonunda bir değerlendirme yaptım ve öğrencilerime birer mektup yazıp hepsine tek tek dağıttım. Genel havayı yansıttım. Mektubu okuyan bir veli okula gelerek: “Çok duygusal bir mektuptu. Çok doğru şeyler yazmışsınız hocam “ dedi. Mektup aynen şöyleydi: ………………… Az daha unutuyordum: İnsan vücudunu ve hareketleri anlatırken çok güzel bir yöntem uyguladım. Gazetelerden bir sürü fotoğraflar kestim./100 adet kadar./o resimlerin üzerinde kemik ve eklem yerlerini keçe kalemlerle kalın kalın çizerek, çöp adamlarla hareket belirleme çalışmaları yaptım. Aynı çalışmaları öğrenciler evlerinde kendileri de yaparak bana getirdiler. Bu şekilde diğer fotokopilerimle birlikte konu iyice anlaşılmış oldu. Artık çocuksu çizgiler, desenler ustalaşmaya başlamıştı. Bu arada abartma ve sitil çalışmalarından örnekler sundum.
14 Kasım 2001
Derslerimizin bir bölümünde hava değişsin diye basit espri bulma çalışmaları da yapıyorduk. Kağıdın ortasına renkli kalemle büyükçe bir “S” harfi ya da “ X” işareti yapıyordum. Bu işaretleri bir kompozisyonda kullanmalarını istiyordum. Çok güzel sonuçlar alıyor,, dikkatlarini tazeliyordum. “ Hocaaaam her hafta böyle mi çalışacağız?” Soruyu soran Elif Can’dı ve çok haklıydı. O çok ileri seviyede idi. Bağımsız karikatürler çizmek istiyordu. Zaten ilk haftanın birincisi de oydu. Desenleri çok iyiydi. Hatta katıldığı yarışmalardan daha sonra ödüller de almıştı. “ Hayır Elif” iyi ki sordun. Ben de bu haftadan itibaren başka şeyler öğretecektim. Arada yine desen çalışmalarımız sürecek ama bir dersimizi artık konulu karikatür çizimine ayıracağız. Örneğin bu hafta “ Kitap” konusunda karikatürler düşüneceğiz. Şimdi herkes dağıtacağım kağıtlara kenarlarından ikişer cm boşluk bırakarak kitap konusunda espriler düşünecek ve de önce kurşun kalamle eskiz olarak çizip bana gösterecek. Haydi başlayalım. Geniş düşünün, ufkunuz açık olsun, en iyi espri ve çizime yine 5 kitap ödülüm alacak. Her hafta dosya kağıtlarının kenarlarını ikişer cm boşluk bırakacak şekilde çerçevelerini ben evde çizerek tek tek dağıttım. Amacım paspartu payı bırakmayı öğretmekti. Çizimlerini hep o ölçülerin ortasında ve dolu dolu yapmalarını istedim. Önceleri bir kağıdın bir köşesine küçücük, korkarak çiziyorlardı, şimdilerde kağıdın tamamını doldurmayı öğrendiler. .Artık iyice kaynaşmıştık. Birçoğu bana gelip: “ Hocam ben sizin asistanınız olayım mı?” diye soruyor. 5 kişiyi bana yardımcı olmaları ve diğer etkinlikler için “ Karikatür Kolu” olarak seçtim Zaman öyle dar ki, teneffüsler kısa, hiç boş vakitleri yok. Ders dışında hiç toplanamıyoruz. Öğretmenleri ile gelip, öğretmenleriyle gidiyorlar.
21 Kasım 2001/11. hafta
Desen çalışmalarından sonra 2. bölümde yine “ Haftanın konusu” bölümünde “ Ramazan “ konusunu işlerken minik öğrencilerin zorlandığını gördüm. 28 Kasım 2001 masanın üzerine sandalyede oturan bir öğrenci ile,ayakta duran bir öğrenci çıkardım” bu iki kişiyle kağıtlarını tamamen doldurmalarını istedim. Bazı öğrenciler kağıtlarının bir köşesine küçük olarak çizimlerini yaparken onları uyardım. Daha sonra bu kompozisyonda bir espri düşünmelerini istedim.Haftanın konusu olarak ta “ Spor” konusunu işledik. 05 Aralık 2001/13.ders Salona inip ön hazırlıklarımı yaptım ve öğrencilerimi beklemeye başladım ama gelen giden yoktu.Çok duygulandım, hüzünlendim ve onlara mektup yazmak istedim yine ..Sonradan öğrendim ki üç hafta ders yapılacak, 4. hafta ise” Sınıf içi çalışmaları olacakmış. Bu durum bana söylenmemiş, unutulmuş…Mektubum şöyle idi: Sevgili Çocuklar: bugün ben derse sizlerden önce geldim. Hazırlığımı yaptım,/ Zaten günler önce hazırlığımı yapmıştım./Salonun ışıklarını yaktım,Yerime oturup başladım sizleri beklemeye…Tam bir saat geçti sizler derse inmediniz.Gürültünüzü , ayak seslerinizi bekledim;tıs yoktu.Önce her an gelirsiniz diye sıkılmadan bekledim, daha sonra sıkılmaya başladım. Anladım ki ben sizleri çok fazla seviyor muşum. Sizler olmadan hiçbir şeyin anlamı yok, tadı tuzu yokmuş. Salonda çok gürültü oluyor diye yanımda bu hafta düdük getirmiştim, avucumda kaldı. Şimdi gelseniz bile onu asla çalmayacağım, .gürültülü bile olsa çok iyi bir iletişim içindeydik bizler,/ Eh biraz da siz gürültüyü azaltırsınız./Şimdi 2. dersi bekliyorum, sabırsızlıkla, belki gelirsiniz, yine biz bize güle eğlene dersimizi yaparız. Zaten dersimizin adı karikatür.. Susarak , somurtarak bu ders olmaz. Sizleri çok seviyorum, gelin artık… Sizi beklemek çok zormuş.. Karikatür öğretmeniniz.
12 Aralık 2001./14.ders.
Yine gazetelerden resimler kesmiştim, hepsine birer tane verdim.” Bu resimlere bakarak, abartma ve sadeleştirmeler yaparak bunları kağıtlarınızın ortasına büyükçe çizin ve yapabilirseniz espri de ekleyin.” dedim istediğiniz değişiklikleri de yapın dedim. Amacım desen çalışmasının önemini vurgulamak ve espri düşünme yollarından birini öğretmekti. Başarılı sonuçlar aldık. Bazıları deseni iyi hallettiler, bazıları abartma yapmayı denedi. Ben de sorularla, eklemelerle, örneklerle olayı karikatüre dönüştürmeye çalıştık. Dersin arasında onlara geçen hafta yazdığım mektuptan bahsettim.” İsterseniz sizlere okumak istiyorum.” dedim. “İsteriiiiz.” dediler. Okudum, çok duygulandılar ve beni hep beraber alkışladılar.Artık kolay kolay gürültü de olmaz artık diye düşündüm. Tam o sıra elektrikler kesildi. Müthiş bir çığlık, arkasından ayaklarıyla tepinmeler oldu. / Salon bodrum katta olduğu için..Kıyamet koptu sanki. Göz gözü görmüyordu. Gürültüye bütün diğer öğretmenler ve İlköğretim müdürü Ali beyindiler. Elindeki çakmağı yakarak sert komutlarla sükuneti sağladı. Ve arkadan hemen ışıklar geldi. Ali bey: Çocuklar bu gibi durumlarda sakin olmamız gerekir, telaşa kapılmayın bunu bir deprem tatbikatı olarak düşünün, o sıra ışıklar 3 kere arka arkaya kesildi. Hep beraber gülüştük. İkinci ders konu olarak ” İnsan ve Şehir” konusunu verdim hemen. Bu konu ile ilgili espri düşünmelerini istedim. Konu ilgili bir olayı da biraz önce yaşamıştık.”Çok düşündüler, gayret gösterdiler ama pek iyi espriler çıkmadı o hafta. Olayı çok geniş açıdan ele alıyorlar, o zaman da çok detay gerekiyor, öyle olunca da çizimde çok zorlanıyorlar.onlara olaylara bakış kameralarını zoom yaparak yaklaşmaları gerektiğini örneklerle anlattım. “Sizler kameraman gibi olmalı ve çekim/ çizim/ açılarınızı bakış uzaklığını iyi ayarlamalısınız, bu çalışmada yönetmen de sizsiniz” dedim.
19 Aralık 2001 /15. hafta
Çocukların deyişiyle “Tatil yağdı.” Yoğun kar yağışı nedeni ile okullar tatil oldu. Derse gidemedim diye çok üzüldüm.
26 Aralık 2001/ 16.hafta
Konumuz bu hafta “ Perspektif” idi. Önce konuşarak, salonda örnekler göstererek konuyu anlattım. Daha sonra her hafta yaptığım gibi fotokopi örnek çalışmalar dağıttım. Daha sonra çizimler yaptırarak dersi iyice pekiştirdim. İkinci ders ise haftanın konusu olarak “ Yeni yıl” konusunu işledik. Zorlanmalarına rağmen iyi sonuçlar aldık. salonda sessizlik ve sadece araştırma fısıltıları vardı.
03 Ocak2002 /17. hafta.
Kar yağışı nedeniyle okullar yine tatil. 16 Ocak 2002./18. hafta. Yine tatil.
23 Ocak 2002/ 19. hafta.
Sınıf içi etkinlikleri olduğu için ders yapamadık.
23 Ocak 2002/ 20. hafta.
İnsan yüzü çizim tekniklerini anlattım. Oranları, mesafeleri, bakış açılarını örnek çizimlerle çalıştık. Öğrencilerden biri “ Hocam dersimiz sanki geometri dersine döndü.” dedi.
30 Ocak 2002/ 21. hafta.
TV reklam çekimi yaptığım için izin alıp derse gitmedim.
06 Şubat 2002/22. hafta.
Salonda vücut hareketleri çizimleri yaptık. İkinci bölümde ise, “ Sevgililer Günü” ile ilgili çizimler yaptık. İyi konular bulduk. Artık bir konu üzerine yoğunlaşmayı öğrendiler. Hatıra resimleri çektirdik. Böylece ilk yarı çalışmalarını tamamlamış olduk. Onlara değişik sanatçıların kartpostallarını ve Karikatürcüler derneğinin broşürlerini dağıttım. Dört yeni öğrenci katıldı aramıza. Tatilde bol bol karikatür çizmelerini istedim onlardan.
06 Mart 2002
İkinci yarı başladı. İkinci yarıyılda seçmeli dersler arttırılmıştı. Bu sebeple benim öğrencilerimde azalmalar olmuştu. Ayrılan öğrencilerimi formalarla bahçede gördüm. Futbol, basket, voleybol, gezi bölümleri oluşmuştu. Şimdi ne olacak? Benim ilk yarı verdiğim emeklere, harcadım zamana ne olacak?.. Ayrılanların içinde çok yetenekli çocuklar vardı. Onların ve kendi adıma üzüldüm. Olsun yine de onlara karikatür sanatı adına çok şey öğrettiğime inanıyorum. Bunu ileriki yaşlarında görüp anlayacaklar.. Benim derlerime katıldıklarına asla pişman olmayacaklar. Onlar karikatüre bakmayı, Okumayı, yorumlamayı öğrendiler. Benim de amacım zaten bu idi. O kadar çok öğrenciyi karikatürist yapamazdım ama karikatür dostu yapabilirdim. Yaptığıma da inanıyorum. Karikatür sanatı adında bu kadarı da yeter benim için. Karikatürcüler derneğimizin bile kuruluş amacı bu. Karikatür sanatını tanıtmak ve de sevdirmek. Ben de Bir dernek üyesi olarak bunu başardım sanıyorum. Ben bu amaca gönül verdim. Bu böyle de devam edecek.
13 Mart 2002
Geometrik ve temel şekillerden yararlanarak desen çalışmaları yaptık. Hayvan çizimleri yaptık. İkinci bölümde ise “ Spor” konusunda çizimler yaptık. Çini mürekkebi ile çiniledik ama sıraların üzerlerine hep mürekkep döküldü. Bu uygulama iyi olmadı. Her yer ve elleri, üstleri hep mürekkep lekesi oldu. Bu uygulamayı ileriki yıllar dahil bir daha yapmadım. Sadece nazari olarak örnekler gösterip anlattım. Evet bundan sonraki haftalarda bu anlattıklarımın versiyonları şeklinde geçti. Yıl sonunda seçtiğimiz karikatürlerden oluşan bir okul sergisi açtık. Bazı alışveriş merkezlerinde, bazı etkinliklerde sergilerimizi yineledik.
1 Nisan Dünya şaka gününde Kadıköy meydanındaki etkinlik sergimiz. vb. Bazı yarışmalara katıldık. Ödüller aldık.
Milli Olimpiyat komitesi yarışması. Kadıköy belediyesi yarışmaları gibi. Dediğim gibi benim amacım ödüller almak değildi, sadece bu sanat dalını tanıtmak ve sevdirmek idi. Bu satırları kaleme aldığım bu gün 2007 ders yılının yarıyıl tatili. Yani ben bu işi 7 yıldır aralıksız olarak sürdürmüşüm. Kalabalık guruplarla çalışma zorluklarını düşünerek Okul Genel Müdürümüze verdiğim rapor doğrultusunda birinci yıldan sonra artık sınıflara girerek bütün öğrencilerle ders yapmaya başladım. Bu şekilde karikatür dersine katılmayan sınıf ve öğrenci kalmadı. Bu durum velilerin daha çok hoşuna gitti. Genel Müdürüm Orhan Yorgancının dediğine göre okula yeni kayıt için gelen veliler ”Karikatür dersleri devam ediyor mu? Ediyorsa çocuğuma kayıt yaptıracağım” diyen veliler oluyormuş. Ve de okul a kayıtlar iki misli artmış. Son iki yıldır ben de yorulduğum ve yaşlandığım için bütün sınıflara derse giremiyorum. Genel müdürüm benden artık sadece 3 adet birinci sınıfa, 2 adet 2. sınıfa ve 3.sınıflara haftada bire saat derse girmemi rica etti. Ayrıca onun için çok önemli olan anaokulu ve ki ana okulu ile yaptığım çalışmaları bir bölüm olarak aşağıda anlatacağım. Bu bölümde çok önemli. Birlikte karikatür öğrenme yaşının hangi yaşa kadar indiğini irdeleyeceğiz. Başarılı olup olamadığımızı da birlikte göreceğiz. Ben sadece 7 yıldır deniyorum, ben yaptım oldu demiyorum asla. Ben deniyorum , uğraşıyorum, çabalıyorum ama yorgunum. Bu yıl kalbime “stent” de takıldı. Okul yönetimi de derslerin sürdürülmesini önemle istemekte.” Aman sakın fazla yorulma sen bize lazımsın.” Diyerekten. Okuldaki karikatür derslerimizin dışında her yıl değişik etkinlikler yapılmakta ve bu etkinliklere “Karikatür ödülleri” de konarak. Karikatürle eğitim iç içe 7 yıldır sürdürülüyor. Dileğim yaş veya sağlık nedeniyle okuldan ayrıldığımda bu tür faaliyetlerin sürmesi. Karikatür sanatının tanıtılıp sevdirilmesi için uğraş veren verecek olan tüm arkadaşlarımı kutlayarak ,teşekkür ederek bu bölümü bitirmek istiyorum. Tam şu sıra cep telefonum çaldı. Kamil yavuz aradı. “ Raşit abi Karikatür atölyeme bir türlü gelemedin. Seni mutlaka misafir etmek istiyoruz. Dün Köksal Çiftçi vardı, tez yapmak için buraya gelen öğrencilere çok faydalı konuşmalar yaptı;”Bir hafta da sen gel. Hem sen bu yıl Tebriz uluslararası karikatür Yarışmasına Jüri’sin, Bizim öğrenciler de 50 tane karikatür hazırladılar o yarışmaya sen Jüri toplantısı için İran a giderken onları da götür, İran’dan Rahim Asgari hem sana bir kalem yollamış onu da alırsın.” dedi. Ne büyük bir tesadüf
30 Ocak 2007
Karikatür sanatı okullara girdi –tanıtılıyor sevdiriliyor. Ayrıca ders anlatırken karikatür bir araç olarak kullanılıyor. Kamilin yanı sıra :Oğuz Gürel, Muhittin Köroğlu, Devrim Demiral, Sönmez Yanardağ, Nilay Akbulut ,Ergin Gülen Seyit Saatçi,Serdar Gıcıklar,Tolga Sakarya,Cihan demirci, Ergül Aktaş, Hasan Gümüş, gibi arkadaşlar ilköğretim okullarında çalışmalar,- söyleşiler yapıyorlar/ İsmini hatırlayamadığım arkadaşlardan özür diliyorum./ Yüksek okullarda hizmet verenleri saymıyorum. / Konumuz ilköğretim olduğu için.
PEKİİİ…ANA OKULUNUNDA KARİKATÜR DERSİ OLUR MU?
Özel Ahmet Şimşek Eğitim kurumları Genel Müdürü Orhan Yorgancı benim 40 yıllık dostum. Onunla da mizah sayesinde tanıştık. 1968 yılında Pardon Mizah dergisinde Karikatürist teknik sekreter olarak çalışırken” Hikayelerin Maçı” başlığı altında bir yarışma düzenlemiştik. Erzurum Öğretmen okulundan yeni mezun olmuş Orhan Yorgancı hocam da yarışmaya katılmış ve derece almıştı. O dostluğumuz kardeş, arkadaş iş ilişkileri içinde sürüp gidiyor. ….Raşit’ciğim gel benimle” dedi yan binaya gittik bir sınıf aaaa. Anaokulu burası. Ne kadar da cici, temiz, gösterişli… Galoşları ayağımıza geçir önce.. halının üzerine bas,,Çantanı yere koyma, hijyene dikkat et aman..Yavrularımızı çok iyi korumalıyız..Bütün yavruların her biri bir çiçek..Zaten sınıfların isimleri de çiçek isimleri. Bir sınıfın kapısında “Papatyalar” Diğerinin kapısında ise “Menekşe” yazıyor. Görevli sınıf öğretmeni el çırpıp “ Herkes çiçek olsuuun.”O an eller önden kavuşturuluyor. “44 minik çiçek ışıl ışıl gözlerle bakıyorlar. “Tıp” çıt yok.
Bu teknik sonraları hep işime yaradı.
Alçacık 3 büyük masa etrafında minik minik sandalyelerde oturan yumoş yumoş çocuklar.. Genel Müdür.. ”Nasılsınız çocuklaaaar. ”” İyiyiiiiiz”” Güzel sağolun bende iyiyiiim, Sizlere çok ünlü bir karikatürcü getirdim, kendisi sizlere karikatür öğretecek. Nedir karikatür bilen var mı?.. “ Vaaaaar…. Kahkaha atmaaaak..” Güzeeeel şimdi sizleri karikatür öğretmeniniz Raşit yakalı ile başbaşa bırakıyorum. Kolay gelsin öğretmenim..” dedi ve çıktı gitti. Elim ayağım karıştı. Ne yapmalıydım?.. Niye heyecanlandım ki..Ben 40 yıllık karikatüristim ve 12 sene de Çarşaf Karikatür Okulunu kurdum,yönettim.yüzlerce öğrenci yetiştirdim. Bu işi iyi biliyorum. Az önce de büyük salonda 67 öğrenciyle ders yapmadım mı?..Kolaay.. “evet ama bu minik yavrular 4-5-6 yaşlarındalar. İki sınıf birleştirilmiş .. Ter bastı.. “ Bakın çoçuklar, ben biraz önce büyük abi ve ablalarınızla karikatür dersi yaptım. İsteseniz onlar için hazırladığım çalışmaları size göstereyim. E sarılıp hazırladığım çizimleri çantamdan çıkardım ve göstermeye ve anlatmaya başladım. 5-6 yaş sınıfı anlattıklarımı dikkatle izliyor, 4-5 yaş sınıfı ise hiç ilgilenmiyor,…Öğretmenlerde yarı şaşkın bir halde bakıyorlar yüzüme..Ne yapıyor bu adam ? diye düşünüyorlar herhalde.. Birden bir kopukluk, boşluk oldu. Aniden sıkıldım, ter bastı. Terden çamaşırlarım ıslandı. Neden beni buraya getirdi Orhan bey?..ben neredeyim?..Neden buradayım?.. Şimdi ben ne yapmalıyım… ah bir zil çalsa da.. Şimdi hapı yuttun Raşit.. Zaten biz bu konuyu diğer karikatürist arkadaşlarla aramızda tartışıyorduk. Çok karşı çıkan meslektaşım vardı.Karikatür küçüklere öğretilemez, bu bir kabiliyet işidir, çocuğu zorlamamak lazım…Bende yıllarca bu işi yaptım,öğrettim.bunun örneklerini gördüm.ilk okul 3. sınıfta öğretmeye başladığım Cemre Özkurt’u hep örnek olarak gösterdim.O şimdi akademi mezunu ve Amerika da çizgi film sektöründe çalışan çok başarılı biri oldu /www.fistik.com/
Onu izleyebilirsiniz. Ve daha bir çoğu.. Ama şimdi bu yavrular çok küçük ve ilgisiz kaldı bazıları…Yer yarılsa da içine girsem. “Haydi hep birlikte gülen bir insan çizelim.”dedim. Tahtaya bir yuvarlak çizip, içine de u harfinden bir bir burun koydum,iki yana da iki nokta ile gözlerini yaptım..ve gülen bir ağzı da şöyleeee çizeliiiim.
Oysa yüzümdeki gülen yapmacık maskenin altındaki şekil tam tersiydi bende..üzgün, şaşkın bir ağız… “Öğretmenim,..karikatür öğretmenim…oldu mu? Böyle mii.?diye bir ses duyuldu.Can kurtarıcı bir ses..Bülbül sesi..Bravooo” “aynen öyle”istersen ona iki de kulak ekleyelim, izin ver misin?..diye diz çöktüm, ona yaklaştımkümenin içinde buldum kendimi.Ben onunla ilgilenirken,minik bir elin saçsız başımda biriken terleri avuç içiyle sildiğini ve beni okşadığını gördüm. Onunla da sohbet ederken bir başka minik güzelin beni süzdüğünü hissettim.Bir süre sonra dayanamayıp ona döndüm” Merhaba.beni çok mu sevdin? Diyebildim. “ Çoook sevdim,cooook.”… Adın ne senin? “” Tuanaaa.”Ben de seni çok sevdim,ben de hepinizi çoook sevdim”..Hepsi kalktı bacaklarıma sarıldı ve beni okşadılar. Yutkundum o anda zil çaldı.. İkinci ders Rahatlamıştım. Yanımda patates, soğan, mandalina, ceviz’lerden ve ince çıtalardan yapılmış bebekler vardı. Dersimi yine öyle anlatmaya başladım. Güldüler kahkahalar attılar. Haydi vucudumuzu tanıyalım.dedim …insan vücudu üç bölümden oluşur,1-Baş… ‘.Gövdee..3.Kollar ve bacaklar, bu cıtalar gibi.Haydi tekrar edelim..1….Baaaaşş. Sınıf çınlıyor..herkes gülüyor, 2..Gövdeeee…Şişko patataaaa..Bazıları sandalyelerinden yerlere yuvarlanıyorlar.i “Sallendem devrildi.. Diyor biri. Haydi havaya bir baş çizelim hep berabeeeeer… Çizeliiiim” Hadi onu elimizle silip şimdi kağıtlarıma çizeliiiim.” Çizeliiiim” …ders bitti çocuklar beni bırakmıyorlar, kucaklıyorlar,tahtaya sıkıştırıyorlar,Karükatür oğretmeniiim, Karıkatur öğretmeniimm.” v.b.Oh be dedim. Bu çiçeklere “ Karikatür “ demeyi öğretip birazda tebessüm ettirirsem, ben görevimi yapmış olurum,Sağol Müdür bey..dedim içimde. Öğretmenler hemen el çırpıp “Herkes çicek olsun hemen Minikler hemen masalarına koşup sandalyelerine oturup ellerini önde kenetleyip çiçek oldular.Ben de fırsattan yararlanıp sınıftan kaçtım..
İKİNCİ HAFTA
Öğrenciler beni bu defa kapıda karşıladılar., arıldılar, sevdiler. Ben de onları tek tek okşayıp ellerini sıktım.
“ Geçen hafta dersimiz yarım kalmıştı.yine insan vücudunu inceleyelim.. demeden hepsi birden bağırdı.. Üüüüüç .. üüüüçç.üüüççç..“ ne üçü?..
”İnsan vücudu üüüçç.” Baş ,gövde, kollar ve bacaklar.
“Unutmamışlardı. Şimdi çöpten adam insan çizelim..“ Çizeliiiim.
”Çoğu çizdi,biri yanıma gelip“ Ben çizemeeeem” Bir kere dene..
”Çizmek istemiyorum.” Sen de çizme, arkadaşlarına bak..
”Hayır istemiyoruuum.“Peki ne istiyorsun?..
” Mindere gidip yatmaaak. “Peki git yat o zaman “Kaşı ve gözü ile öğretmenini işaret edip “ Bırakmaz kiii.” Bakın size ne anlatacağım çocuklar.. bir hikaye..Bir küçük bebek varmış,sizlerden cok küçük bir bebek.. Zavallı bebek bir gün hasta olmuş..Annesi çok üzülmüş..”Bebeğime bir çorba yapayım,içsin,. demiş. Bir de bakmış evde çorbanın içine doğramak için ekmek yok. Bakkaldan alıp geleyim çabucak diye hazırlanmış, pencereden bakmış,aaaa,yağmur yağıyor.Şemsiyesini de almış bakkala gitmiş. Ekmeğini alıp gelmiş, ve çocuğuna yedirmiş.Şimdi bu anlattıklarımı kağıda çizebilir miyiz acabaaa?. Hemen dağıttığım kağıtlara sarıldılar. Olayı kendilerine göre yorumladılar. Bitirenler de bana tek tek anlattılar. Biri bir kadın çizmiş, elinde şemsiyesi var yağmur yağıyor,giğer elinde bir karalama var. Bu ne diye soramadım, anlamadım diye kızar diyerek. Ama o gözlerimden anladı.. bu yarım ekmek.. çünkü anne çok fakirmiş, yarım ekmek alabilmiş..dedi..Bir diğeri anneyi çizmiş karşısında biri daha var.Bu da sizsiniz karikatür öğretmenim”.. Neden ben?”.. Ben bu hikayede yokum kii.”” Olur mu ?Anne eve dönerken yolda sizi görmüş!!..”Melisa Anneyi evi yandan,hasta bebeği üstten görmüş,kompozisyon harika güzel saçlı güzel yüzlü bir anne.. Mavi mavi yağmur tanelerherşey rahat, bebeği evin içinde gösterememiş, hiç düşünmeden onu dışarıya alıvermiş.anlatım rahatlığı. MervenurBebek evin içinde anne yeni dışarı çıkıyor, şemsiyesini açmış bile. Koşar adım, baca tütüyor,evleri sımsıcacık,onları koruyor. Tuana olayı çöpten adamlarla gayet güzel çözmüş. Ecem Öztürk anneyi ön plana çıkarıp portre çalışmış;güzel bir anne. Ev ve bebek çok geride ve küçük. Anne ekmek alabildiği için mutlu. Setenay, Anne mahalede bakkaldan geliyor ve mutlu. Olayı gece olarak canlandırmış.Bulutların arkasına yıldızlar koymuş.. Şimdi herkes kağıtlarının sol üst köşesine isimlerini yazsın.. ”Karikatür öğretmenim biz ismimizi yazmayı bilmiyoruz ki..”O zaman biz bilmeyenlere yardım edelim..” Ben 5 harfini biliyorum,yazayım mı karikatür öğretmenim?..” Ben bazı konularda zayıf olduğumu anlayıp yardımcı kitaplar arıyorum. Amacım kaş yapayım derken göz çıkartmış olmayayım..Bu kitaplardan bir beni aydınlatıyor.
Yapı kredi yayınlarından çıkan Zerin Kahnemuyi hanımefendinin” Çocuğun görsel sanat eğitimi “kitabı.. 2 ile 4 yaş arası çocuğun karalama dönemi,/ Öz anlatımın ilk belirtileri/4ile 7 yaş arası, Şematik öncesi dönem/ İlk benzetme çabaları/.. İşte ben şu an bu grupla çalışıyordum. Onlardan fazla bir şey bekleyemezdim. Kitabin bir yerinde son yıllarda sanat eğitiminde büyük değişmeler olmuştur. Eskiden sanat çoçuğa devredilen bir ders iken, şimdi onun fikir ve duygularını dışa aktarabildiği bir araç olmuştur. Bir zamanlar öğretmen çocuğa nasıl resim çizileceğini gösterirken şimdi böyle bir şeyin ne denli yanlış olduğunu anlamış bulunuyoruz. Artık çocuğa resmin nasıl çizildiğini değil,coşturucu konularla onu doğru bir yola aktarıp,resmin yapılmasını sağlıyoruz. Onu kendi özgür gidişine bırakıp hiçbir zaman resmin yapılışına karışmıyor… Kendi kişisel ayrılıklarımız gibi,her çocuğun da öz inancı,öz bir anlatım biçimi vardır… Bir çok araştırma sonucu ocuğun özgür ve yaratıcı olmasını sağlar... diyor.
Kitabın en çok hoşuma giden bölümü bu bölüm.Ben de yıllarca karikatür çizim teknikleri öğrettim,bir çocuğun çizgisi ve yorumu asla diğerininkine benzemedi…Hiçbir zaman elinden tutup “ Şöyle çiz, boynu böyle çiz, kafayı şöyle,ayağı böyle yap demedim…Sadece çok çeşitli örneklerle karşıkarşıya getirdim onları.. Ben sadece aracı oldum..sadce onları yüreklendirip,doğru kişileri,doğru kişilerle doğru zamanlarda karşılatırdım..Kolonlanmış öğrenci yetiştirmedim.Demek ki ben doğru bir yol izlemişim. Sadece onları çoşturup bir ilgi uyandırma olanağı sağladım yıllarca… 10 Ekim 2001/ 3. Hafta. Tahtada insan yüzlerini tekrar işledim. Kafa şekilleri: yuvarlak, oval,baklava,kare kafalar. Bu konu ana okulu öğrencilerini çok eğlendiriyor. Büyük kartonlara basit karikatürler çizmiştim. Onları inceledik ve yorumlar yaptık. ..Bu çizimlerin bir öncesini ve bir sonrasını yorumladık. / Beş kuş havada uçarken kaşılarına bir fabrikanın kirli dumanları çıkıyor, acaba şimdi ne olur?..Ya da kuşlar ne yapmalı.. Beş göçmen kuş çok yorulmuşlar. Dinlenecek bir yer arıyorlar ama insanlar bütün ağaçları kesmiş,Uzakta kesik bir agaçtan fışkırmış bir dal görünüyor… Acaba kuşlar bu ağaca nasıl konabilirler..Her kafadan bir ses çıkıyor,çeşit çeşit öneri çizimleri yapılıyor. 03- Kasım-2001.4. hafta. İlk öğretimle yaptığım derste bir şekil çizip bu şekli bir kompozisyonda kullanmalarını istemiştim ve olumlu sonuç almıştım. Aynı şekli44 kağıda çizip ana okulu öğrencilerine dağıttım ve aynı şeyi istedim.
Ama önce isterseniz yukarı dakiabi ve ablalarınızın yaptıklarını yere serip sizlere göstereyim mi?.” Eveeet gösteeer.” Kağıtları yere serdim. Minikler de birerli sıra olup sergiyi gezdiler ve hemen masalarına dönüp kalemlerine sarıldılar. İki öğrenci serginin başında kalmışlar, bir baktım biri bir taraftan biri de öteki taraftan kağıtların üzerine balıklama atlayıp yüzme hareketlerine başladılar. Çuuuvvv. Her yaprak onlar için bir dalga idi sanki..Altlarından o çizimleri zor kurtarıp toplayabildim. Öyle coşkuya kapılmışlardı ki.sonuç beni çok şaşırttı.o çizdiğim ters “S” işaretinden harika şeyler ürettiler.Ben ve diğer sınıf öğretmenleri bu işe çok şaştık. her biri kural tanımaz bir özgürlük içindeydi. Çoğu konuyu sevgi temasıyla birleştirdi. Miniklerin bir de Müzik öğretmenleri var. Pat diye çıka geldi Muzaffer öğretmen. Orgunu hazırladı” Eveeet benim miniklerim. Çalışırken size moral vermeye geldiii. Haydi hem karikatürlerinizi çizin hem de bana eşlik edin..Çocuklar temelli coştular.Ali babanın bir çiftliği var..Çiftliğinde horozları var.”. Möööö.mmööö..”” hayıııır “horozlar möööö mmööö diye bağırmazzzz…” “ Ne diye bağırırlar? “ “ÜÜÜÜhühüüü diye öterleeeer””. Hah hah haaaaa.” Hem çizgi.. hem müzik. Hem de kahkaha.. 17 Ekim 2001/ 4.hafta. ? 3 adet minik gemi ve yelkenli çizip” Bunları boyayın. eğer isteseniz alttaki boş yere de siz kendi gemilerinizi çizip boyayın. Eğer isterseniz çizginin bir yerine bir espri,/ Komiklik/ ekleyin.yapamazsanız da hiiiç üzülmeyin..dedim. Hemen boyalara sarıldılar, işe dalmışlar, biribirlerine boya servisi yapıyorlar,gülüşüyorlar,bazen de gelip bana sarılıyorlar. Ögretmenim Eray benim kalemimin ucunu kırdııı.”Sınıf öğretmeni.”..Çabuk arkadaşından özür dile,çok ayıp..” Eray dişlerini gıcırdatıp,yumruklarını sıkıp kaşlarını çatarak:
”Özür dilerim arkadaşııımm.”dedi.Gülmemek için kendimi zor tuttum. “ Verin kırılan uçlarınızı ben açayım.”dedim Yanımda her türlü malzeme vardı. O gün bol bol kalem açtım. Kimileri koyu mavi büyük lekeler kullanıyor,bir kaçı beceremezken çogu coşmuştu. Denizler , azgın dalgalar,uçan martılar,bir köşede gülümseyen güneş,balık tutan tayfalar,flamalar,uzakta ters binalar,cümbüş tam. Konu zengin ve şaşırtıcı. Miniklerden biri beni kenara çekip kulağıma fısıldıyor:
”Karikatür öğretmenim, bizim eve gelir misin?.” Gelirim babanla konuşalım önce ama.”Yok yok sen gel.” Bak şimdi okulun kapısından çık,karşıya geç,iki sokak sonra bir yokuş var,oradaki mavi evin asansörüne bin 5. kata bas.”tamam mı?. Yanağını okşayıp “Sonra gelirim. Olur mu?.diyorum.
17 Ekim 2001/ 6. hafta
İlk hafta soğuk terler dökmüştüm anaokuluna derse girerken ama şimdi onları özlemeye başladım. Bir hafta boyu onları ve sevimliliklerini yakınlarıma anlatmaya başladım. Hep dergiler, yayınlar, kitaplar karıştırıyorum onlara yararlı olabilmek ve ateşleyebilmek için. Meyve resimlerinin arasına bir de balık resmi koydum,iki kare de boş bıraktım. Taşırmadan boya yapacaklar, böylece kontür,sınır çizgilerini tanıyacaklardı. Kağıtları dağıttım,çalışmaya başlamadan hepsi birden “A Aaaa Meyvelerin içinde balığın ne işi var?dediler.böylece çok dikkatli olduklarını ıspatladılar. Boş iki kareye de kendi meyvelerini çizip boyadılar..Bu ders erken bitmişti. 20 dakika zamanımız vardı.”Haydi şimdi kağıtlarınızın arkalarına şimdi de daha önce çalıştığımız” çöp adamları” yine çizin. Çizdiler. çoğunda organlar eklem yerleri yerli yerinde idi.
Eklem yerlerinin çiziminde hep hatalar olur. Bunu büyükler bile sık sık yaparlar.
Beni evine çağıran minik yine beni kenara çekip okşadı ve kulağıma….. biliyormusun karikatür öğretmenimbizim evde çok güzel şekerler var…Tamam Annenle babanla konuşalım bir gün sizin eve gelirim..Hayııır onlarla değil” anneannemle konuş..” dedi. Çok haklıydı. Anne baba hep çalışıyor, onlarla anneanneler, dedeler ilgileniyor, tıpkı benim yuvaya giden torunum “Doruk”la olduğumuz gibi…
24 Ekim2001/ 7. hafta.
Bakın çocuklar kim geldiii.”” Aaaa karikatür öğretmenimiz geldiii.”Hepsi yattıkları minderden kalkıyor bana koşuyor, belime, bacaklarıma sarılıyor” Tamam tamam yeter artık rahat bırakın karikatür öğretmeninizi, hemen üst üste dizilmiş minik sandalyelerini indiriyorlar ama bacağıma sarılan Eray la Mahir benimle güreşe daldılar.paçayı kaptırdım, habire itekleyip beni duvara yaslıyorlar,yaslamasalar tuş olmam işten değil.
31 Ekim 2001/ 8. hafta
Bu hafta karikatürize edilmiş bir kedinin boyanmasın ı ve eklemeler yapılmasını istedim, içlerindeki renk cümbüşünü olduğu gibi kağıda aktardılar. Sonra da boş yere kendi kedilerini çizdiler. Melisa Gürel güzel bir boyanadan sonra kediyi ayağa kaldırıp yürüttü. Hem de tek çizgi ile. Merve nur stilize bir kedi çizimi yaptı. Erkan kediyi 2 ayaklı çizerken, Su ve Yağmur soyut çalışmalar yaptılar. Yaren, Melis, Aylin Asya ve Oya iç dünyalarını çok farklı bir şekilde yansıttılar. Kağıtlarının arkalarına ”X” çizilmiş bu işareti bir çalışmanın içinde kullanmalarını istemiştim. O işareti kedi,kum saati, pervane,zarf ve zarf gövdesi uçurtma,kelebek, gülen bir arı ,zarf gövdeli bir kız,yel değirmeni ,halı motifli oda vb. neler neler yaptılar.Ayrıca onlara tanısınlar elleriyle tutsunlar diye insan akrobatı götürdüm. Bir hafta sınıflarında kalabileceğini söyledim. Çok sevindiler, ben çıkarken onlar da habire çekiştiriyorlardı akrobatın kolunu bacağını.
07 Kasım 2001./9. hafta.
Uluslar arası Nasrettin Hoca Karikatür Yarışmasınınödül töreni yapılmıştı.Ben de oradaydım. O töreni öğrencilerime anlattımonların anlayabilecekleri bir şekilde Nasrettin Hoca mızı tanıtmaya çalıştım. Ne hoş ki hepsi Hocanızı tanıyorlardı. Bu sohbet çok hoşlarına gitti. Bütün dünyada tanınan hocamızı bir Yugoslav karikatürist-Alekssander Klas” tarafından eşeğe ters binmiş bir hoca deseninikopoya çekipdağıtmış ve haydi hocayı boyayıp komikleştirelim dediğimde… Önce kavuğunu boyamaya başladılar,kavuğun,cuppenin ne demek olduğunu anlattım. Bazıları onu yıldızlar içinde gösterip Eski ayları kırpma espirisini anımsattı. Yağmur kalplerle dolu bir çerceveye aldı,hocanın hoşgörü ve insan sevgisine gönderme yaptı. Deniz Sakalını siyaha boyayıp onu genç görmek istedi, Tauna da hocamızın barışcı ve çocukları seven biri olduğunu anlatmak için eline balonlar verdi., balonunun ipini eşeğin yular ipiyle birleştirip bütünledi,Mahir hocamızın kalpağını kalp gibi görüp onu aşk okuyla deldi.
Siyahı fazla kaçırdı bu ara/Elvan bol bol karalama yaptı, Setenay ve Neslihan balonların yanında hocanın eline kitaplar verdiler,Baran da hocamıza nota işaretleriyle şarkılar söyletti. Daha neler neler oldu. Sevimli Merve yanıma gelip “ben hocanın eline kılıç verdim” dedi.” Neden kılıç verdin. Nasrettin hoca hiç kılıç kullanmadı o sevgi insanıydı” dediğimde Sana kılıç dedim kılıç “diyerek güldü. “bari kalem verseydin eline” dedim. Elindeki kalemi gülerek karnına batırdı. Başını okşayıp” Bence kalem daha çok yakışırdı “dedim. Gülüştük televizyondan, filmlerden fazla etkilenmiş olmalıydı. Çalışmalarımızı uygulamalı olarak yaptığımız için Oya öğretmen fotoğraf çekimleri yapmak istedi. Önce topladığımız çalışmaları rasgele geri dağıttık resim pozu için.Orijinali eline alan önce bakıyor,sonra da” Bu benim değiiiiil.”diye bağırıyordu çoğu..Sadece resim çekilecek poz için elinizde tutacaksınız, dedik” Olmaaaaz diye itiraz ettiler, Bütün işleri geri toplayıp tek tek tarayarak hepsinin kendi işlerini geri verip resmi çekebildik. Bir de nerdeyse unutuyordum. “Ver ben sana yardım edeyim dediğimde hiç bir öğrenci kabul etmiyordu.Kağıdını boş tutuyor ama kalemlerini bana vermiyorlar en ufak bir müdahale bile istemiyorlardı. Onlar kendi çoşku ve duygularını kimsenin bozmasına izin vermiyorlardı. Bu hafta konumuz özgürlük sembolü kelebekler..” Benim gönlüm bir kelebek ,dolaşıyor çiçek çiçek..”Sınıfa girdiğimde yine etrafım kelebeklerle dolmuştu.uçuyorlar,ziplıyorlar, biraz sonra rengarenk boya kalemleri de döküldü masalara,Hemen kelebek çizimli kağıtlarını dağıttım.hepsi içlerindeki coşkuyu kelebeklerin kanatlarıyla dışa vurmuşlar ve espriler eklemişlerdi. Zil çaldı ders bitti malzemeler toplandı bir minik yanıma geldi ve:Öğretmenim tuvalete gidebilir miyim?. “Tabii kızım demeye kalmadı sınıf öğretmeni sessizce gelip “… kulağına eğilip: geçen günkü o tatsız olay tekrarlanmaz değil mi kızım?.. Dedi ben sınıftan çıkarken….
21 Kasım 2001/11.hafta.
Hepsi gülerek bana el salladılar. Daha sonra onları koridorda gördüm Birerli sıra olmuşlar, bundan sonraki derslerini benimle yapacaklar. Elimden gelse tüm bildiklerimi onlara şıp diye aktarabilsem. elleri öndekinin belinde sessizce sınıflarına gidiyorlardı. Çok duygulandım. Dede olduğumdan mı ne…Yarım sat sonra dersim başlıyor galoşlarımı giyip kapıyı yavaşca aralıyorum..aman yarabbi..ne görüyorum. ortada büyük bir minder uçlarına kafalarını koymuş vücutları minder dışında kıvrılmış, düz, uyuklayan, şekerleme yapan minikler. Karikatürist olduğumdan mı bilmem birden bende şimşek çaktı. Minder çiçeğin taç kısmı,miniklerde yaprakları. Tıpkı papatya , hem de her yaprağı ayrı bir renk papatya. Beni ilk gören çığlığı attı.” Karikatür öğretmenim geldi.” . Zaten konumuzda papatya, ,çiçekler idi. Bir de espri olsun diye dudaktan bir çiçek. |